Eskiden insanlar bugünkü kadar bilinmez deÄŸildi. YetiÅŸkin hemen her insan durmuÅŸ, oturmuÅŸ belli bir kiÅŸilikle tanınır, bilinirdi. İnsanlar, kendilerini ya da çevrelerindeki insanları tanımlamakta zorlanmaz; kendilerini ya da baÅŸkalarını tanımlarken seçip kullandıkları sıfatlar konusunda kendilerinden emin olurlardı.
Åžimdi ise hepimiz çok zorlanıyoruz bu konuda. Kendi kiÅŸiliÄŸimizle ya da iyi tanıdığımızı düÅŸündüÄŸümüz bir insanın kiÅŸiliÄŸiyle ilgili saptamalarda bulunurken bile kendimizden asla emin olamıyoruz. Çünkü çok hızlı deÄŸiÅŸen bir dünyada yaşıyoruz.
YaÅŸamın ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi, hukuki her alanı, yaÅŸanan her günün sonrası farklı bir boyut ve içerik kazanıyor. DeÄŸerlerimiz, ilkelerimiz, doÄŸrularımız yeni deÄŸerlerle, ilkelerle, doÄŸrularla sürekli yer deÄŸiÅŸtiriyor.
Oysa eskiden ne güzeldi!
“Yerli malı, yurdun malı; herkes onu kullanmalı.” derdik.
Ulusal çıkarlarımızı her ÅŸeyin üstünde tutardık.
Azla yetinmeyi, tutumlu olmayı erdem sayardık.
RüÅŸvetçiyi, dolandırıcıyı, hırsızı toplum dışına iterdik.
Yoksulu, kimsesizi korur, kollar; yetim hakkı yemeyi en büyük günah sayardık.
Sözünün arkasında durmayanı adamdan saymazdık.
Hakkını, hukukunu arayanı bilinçli yurttaÅŸ kabul ederdik.
DoÄŸruluktan, dürüstlükten ayrılanın yüzüne bakmazdık.
Sadakati, vefayı dostluğun gereği sayardık.
Çocuklarımıza alın teri ile kazanmayı, sabretmeyi öÄŸütlerdik.
Evde anne babamızdan; sokakta konu komÅŸudan; okulda öÄŸretmenlerimizden tekrar tekrar duyarak belleÄŸimize adeta kazıdığımız daha nice deÄŸerlerle, ilkelerle, doÄŸrularla oluÅŸurdu kiÅŸiliÄŸimiz. OluÅŸunca da deÄŸiÅŸmezdi kolay kolay. Bu yüzden de gerektiÄŸinde kendimizden emin bir ÅŸekilde tanımlayabilirdik kendimizi ve baÅŸkalarını.
Birinden söz ederken, “Vatansever bir insandır.” ya da “Ondan vatana hayır gelmez.” derdik hiç düÅŸünmeden. “Sözünün eridir.” ya da “TükürdüÄŸünü yalar.” derdik. Kimin dürüst, kimin sahtekâr olduÄŸu konusunda kuÅŸkuya düÅŸmezdik pek. Kimin yoksul babası, kimin vicdansız olduÄŸundan adımız gibi emin olurduk.
Akla kara, iyiyle kötü, doÄŸruyla yanlış, güzelle çirkin ayan beyan ortadaydı.
Oysa ÅŸimdi ulusal çıkarlarımızı savunanlara “Ergenekoncu” sıfatını yakıştırıp yapmadığımızı bırakmıyoruz.
Hak hukuk isteyene kış günlerinde basınçlı lağım suları sıkıyoruz Güvenpark’ta.
Yerli malına güvenmeyip paramız varsa yabancının malına koÅŸuyoruz.
Ekonomimizin kurtuluÅŸunu daha fazla tüketmekte, har vurup harman savurmakta görüyoruz.
RüÅŸvetçiyi, dolandırıcıyı, hırsızı gördük mü beceriksiz olduÄŸumuzu düÅŸünüp kendimize kızıyoruz.
Yoksulu, yetimi, kimsesizi korumayı mafya babalarına, terör örgütlerine bıraktık.
Dik duranın, sözünün eri olanın, alın teri ile kazananın toplumda nicedir yeri yok.
“Sabretmek için ömür kısa, bir an evvel köÅŸeyi dönmeliyiz.” diyor herkes.
İstanbul’da bir semtin adı olmasa vefa sözcüÄŸünü kullanan tek kiÅŸi kalmayacak.
“DoÄŸru”dan ise yalnız geometri derslerinde söz edilir oldu.
Sadakat karın doyurmadığı için birçoÄŸumuz çoktan itirafçı ya da muhbiriz ÅŸimdilerde.
DeÄŸerler, ilkeler, doÄŸrular yeni deÄŸerler ilkeler ve doÄŸrularla öylesine çabuk yer deÄŸiÅŸtiriyor ki özellikle yeni kuÅŸaklar, bu hızlı deÄŸiÅŸimin içinde bir görünüp bir kaybolan hangi deÄŸere, hangi ilke ya da doÄŸruya inanıp sahip çıkacağını bilemiyor. DeÄŸersizleÅŸtiÄŸini gördüÄŸü birtakım deÄŸerlerin, ilke ve doÄŸruların yerine yeni deÄŸerler, ilkeler ve doÄŸrular koyamıyor. Koyamadığı için de otuzuna, kırkına geldiÄŸi hâlde pek çok insan durmuÅŸ, oturmuÅŸ bir kimliÄŸe, kiÅŸiliÄŸe kavuÅŸamıyor.
Uzun sözün kısası, ciddi bir kimlik ve kiÅŸilik sorunu var bizde.
Belli ki kafamız hayli karışık. Henüz yenileriyle deÄŸiÅŸtirmemiÅŸ bile olsak, birçoÄŸumuz yıllarca inandığımız deÄŸerlerimizden, ilkelerimizden, doÄŸrularımızdan kuÅŸkuluyuz. Bu yüzden de inançla, saÄŸlam bir dik duruÅŸla savunmuyoruz onları. Kendimizi tanımlarken de baÅŸkalarını tanımlarken de bir hayli zorlanıyor, tanımlarımızdan bir türlü emin olamıyoruz.