"ADAM GİBİ BİR ADAM"

Fikret GÖKÇE
(fikretgokce_06@hotmail.com)

07.02.2020

                                                         

 
* Ankara’dan yetişen ilk profesör.
 
*Eniştesi, Ankara Müftüsü, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucusu, ilk Diyanet İşleri
Başkanı ve 1. Meclis Milletvekili, Atatürk’ün yakın arkadaşı Rıfat BÖREKÇİ.
 
*Merhum Vehbi KOÇ’un bacanağı.
 
*1914 yılında Tıbbiye 3. sınıf öğrencisi iken, hastaneye dönüştürülen Gülcemal gemisi ve Şirket-i Hayriye vapurlarında Çanakkale Savaşları’nda yaralanan askerlere bakmaya başladı.
 
*1915 Nisan’ında 19 yaşındayken gönüllü olarak cepheye gitti
 
*Amcası Paşa İbrahim Bey’in desteği ile eğitimini tamamlayarak 1918 yılında Tıbbiyeden mezun oldu.
 
*1925 yılında doçent oldu.
 
*1926 yılında fizikoterapi ihtisası yapmak üzere hükümet tarafından üç yıllığına Paris’e gönderildi.
 
*“ Fizyoterapideki Bazı Güncel Konular “ adlı kitabını Fransızca olarak Paris’te yayınladı.
 
*Yaşamı boyunca 25 kitap yazdı. Bilimsel alanda 87 makale kaleme aldı.
 
*1928 yılı Ekim ayında yurda döndü ve Darülfünun Tıp Fakültesi’nde Fizikoterapi Enstitasü’nü kurdu.
 
*1937 yılında profesör oldu. Aynı yıl merhum Vehbi KOÇ’un eşi Sadberk Hanım’ın kız kardeşi Melahat Hanım ile evlendi.
 
*Atatürk’ün hastalığında önce Yalova’daki kaplıcalarda, sonra Dolmabahçe Sarayı’nda diatermi ve masaj tedavisi uyguladı.
 
*1941’de İkinci Dünya Savaşı’nın en kritik günlerinde tekrar askere çağrıldı.
 
*1950’li yıllardaki çocuk felci salgınına karşı rehabilitasyon uygulamalarını başlattı.
 
*Türk Romatoloji ve Fizikoterapi Mecmuası’nı yayınladı.
 
*1955 yılında Ordinaryüs Profesörlüğe yükseltildi.
 
*1958 yılında arkadaşlarıyla Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği’ni kurdu.
 
*23 Kasım 1965’te görevi başında yaşama veda etti.
                                                                                       
 
ADAM GİBİ BİR ADAM
 
Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında Osman CEVDET, İstanbul’da Tıbbiye’nin üçüncü sınıfındaydı. Yaralılar akın akın İstanbul’a getiriliyordu.  Haydarpaşa, Galatasaray Lisesi, Darülfünun, Darüşşafaka gibi büyük okul binalarında 16 geçici hastane oluşturuldu. Fakülte kapatıldı. Osman CEVDET ve diğer öğrenciler “tabip muavini “ olarak yaralı ve hastalara bakmaya, ameliyatlara girmeye başladılar.
  
 
 
 
1915 Mart’ında Çanakkale’ye saldıran İtilaf kuvvetleri donanmasından Marmara’ya sızan
İngiliz ve Fransız denizaltıları gemileri torpilleyerek batırıyor, halkta dehşet yaratıyorlardı. 13 Ağustos 1915’te  İngiliz E 11 denizaltısı Haydarpaşa rıhtımında kömür boşaltan İsfahan şilebini torpillediğinde, hastaneye dönüştürülen tıbbiyede ve İstanbul’da büyük panik yaşandı .İngiliz ve Fransız uçakları halkın üzerine demir çiviler ve el bombaları atıyor, kıyıyı takip ederek Anadolu’ya giden trenler denizden top ateşine tutuluyordu. Zonguldak’tan İstanbul’a kömür getiren gemileri, yelkenlileri ve hatta takaları Rus Donanması sıkıştırıp batırıyordu. Gıda ve yakacak yolları kesilen İstanbul’da açlık başladı, verem nedeniyle ölümler çoğaldı. Tıbbiye’de süpürge otu tohumundan ekmek yapılıyor, kandil yağı ile yemek pişiriliyordu.
 
Çanakkale’yi zorlayan ve hedefi İstanbul’u almak olan düşmana karşı bütün olanaklar seferber edildi. Hastaneye dönüştürülen zamanın lüks gemisi Gülcemal ve Şirket-i Hayriye vapurlarıyla Gelibolu’dan İstanbul’ yaralılar naklediliyordu.
 
1915 Nisan’ında daha 19 yaşındaki Osman CEVDET gönüllü olarak Çanakkale’ye gitti.
 
ENİŞTESİ ANKARA MÜFTÜSÜ RIFAT BÖREKÇİ
 
Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Ankara, 1918 Aralık ayından 22 Mayıs 1919’a kadar İngiliz, İskoç ve Fransız birlikleri tarafından işgal edilmişti. Bir avuç vatansever Türk Subayı yurdun düşmandan kurtulması için çareler arıyordu. Bunlardan biri olan Ali Fuat Paşa 1919 Nisan ayında 20. Kolordu Komutanıyken İstanbul’dan aldığı bir emirle 3500 askeriyle Konya’dan Ankara’ya geldi. Vatanın kurtulması için halk arasında birlikte çalışabileceği yurtseverler ararken Ankara Müftüsü Rıfat Bey ile tanıştı. Halkın sevdiği ve güvendiği bir aydın olan Rıfat Bey, Osman CEVDET’in teyzesinin kocasıydı. 1907 yılından beri Ankara Müftüsü olan Rıfat Bey güvenilir vatanseverlerle birlikte gizli bir toplantı düzenleyerek onlarla Ali Fuat Paşa’yı tanıştırdı. Bu toplantıya Osman CEVDET’in dayısı Kınacızade Şakir Bey, akrabalarından Hanifzade Mehmet Bey’de katıldı. Bu kişilerin önderliğinde kısa bir süre sonra Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.Cemiyete katılan Telgrafhane memurları ve Vilayet Mektupçusu Halit Bey İstanbul’a bağlı Vali Muhittin Paşa’nın haberleşmelerini Ali Fuat Paşa’ya aktarıyorlardı. Bu bilgiler Mustafa Kemal Paşa’ya iletiliyordu. İşbirlikçi vali Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin varlığını haber alır almaz işgal kuvvetlerine yaranmak için memurlarına İngiliz Muhipleri Cemiyeti adlı bir dernek kurdurdu. Bunun üzerine Ankaralı öğretmen ve subaylar Azm-i Milliye ve Kuvva-i Milliye adlı iki ayrı gizli dernek daha kurdular.  Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısıyla İzmir’in işgalini protesto amacıyla 29 Mayıs 1919’da vilayet önünde bir miting düzenleyen Ankaralıların liderlerini tutuklatarak İstanbul’a İngilizlere gönderen vali, Rıza ve Kara Sait çeteleri tarafından kaçırılarak  Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’ya teslim edildi.
 
Toplantı ve konuşmalarıyla halkı ateşleyen, Ankara’yı zalimlerden ve işgalcilerden kurtarmak için örğütleyen Rıfat BÖREKÇİ bir gönüllü alayının kurulmasına da öncülük etti ve Büyük Millet Meclisi kurulana kadar Ankara’yı yönetti.
 
27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen ve Ziraat Mektebi’ne yerleşen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının sadece 48 kuruşları kalmıştı. Bunu öğrenen Rıfat BÖREKÇİ biriktirdiği 1000 lirayı Mustafa Kemal Paşa’ya teslim etti ve ayrıca “Orduya Yardım Komitesi” kurdu. Kuvayi Milliyecilerin para, yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarının karşılanması için çalışan bu komite Ankaralılardan 5498 lira topladı. Osman CEVDET’in kardeşi Arif ÇUBUKÇU verdiği 200 lira ile bu kampanyaya en yüksek bağışı yapan dördüncü kişi oldu.
 
Bu gelişmelerden ürken İstanbul Hükümeti 11 Nisan 1920’de Şeyhülislam’a milli mücadeleye katılanların öldürülmesinin sevap sayılacağını belirten bir fetva yayınlattı.Buna karşı Rıfat BÖREKÇİ ise; 20 Nisan 1920’de “Şeyhülislam’ın düşman elinde olduğu için fetvasının geçersiz sayıldığını, düşmanla işbirliği yapanların hain, vatan için savaşanların şehit ve gazi olacaklarını içeren bir fetva yayınladı. Bu fetvayı Anadolu’daki 153 din adamı da imzaladı. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti tarafından idama mahkum edilen Osman CEVDET’in eniştesi Rıfat BÖREKÇİ ve dayısı Şakir KINACI, ilk meclis için yapılan seçimlerde milletvekili seçildiler. Osman CEVDET’in kardeşi Arif ÇUBUKÇU’da üç dönem Ankara Milletvekili olarak görev yaptı.
 
DOKTOR OSMAN CEVDET
 
Osman CEVDET fakülteyi bitirdiği zaman Osmanlı İmparatorluğu da tarihteki yerini yitiriyordu. İstanbul’da maaş almadan uzun yıllar ihtisas yapmak çok zordu. Öğrencilik yıllarında hocalarıyla nöroloji polikliniklerine katılan Osman CEVDET’in yeniliklere ve o dönemlerde nedenleri pek bilinmeyen akıl ve sinir hastalıklarına ilgisi çoktu.Almanya’da doçent olan ve 1908’de Tıp Fakültesi’nde Akliye-Asabiye Servisini kuran Raşit TAHSİN  O’nun asistanlık isteğini kabul etti. Beş yıl boyunca hocasıyla birlikte çalışan Osman CEVDET kendisini Raşit TAHSİN’e çok sevdirdi. Hocasının hastalığı nedeniyle 1924 yılında Dr. Mustafa Hayrullah Bey’in asistanı oldu ve ondan nöropsikiyatri dersleri aldı. 1925 yılında açılan sınavı kazanarak doçent oldu. Osman CEVDET’in elektrikle tedaviye olan merakı, masaj ve hareket tedavisine ilgisi çok üst düzeydeydi. Bu sırada Darülfünun biri nöropsikiyatri, diğeri fizikoterapi dalında eğitim görmeleri için iki uzmanı Fransa’ya gönderme kararı aldı. Fizikoterapiyi öğrenmek amacıyla başvurusunu yapan Osman CEVDET, 1926 yılında burslu olarak üç yıllığına Fransa’ya gönderildi.
 
1928 Ekim’inde yurda dönen Osman Cevdet ÇUBUKÇU Tıp Fakültesi’nde Fizikoterapi Enstitüsünü kurdu. Ders vermeye ve hasta bakmaya başladı. Enstitü’nün yataklı kliniği yoktu. Bir taraftan hastalarına tek başına bakıyor, tedavi ediyor, eski cihazları onarıyor ve bu arada yoğun bir şekilde makale ve kitaplar yazıyordu.
 
Bu arada reform gerekçesiyle 31 Temmuz 1933’de Darülfünun kapatıldı. Tüm öğretim üyeleri açığı alındı. Sonbahar’da açılan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 25 kurucusu arasında Osman CEVDET’de yer aldı. Darülfünun’un 240 hocasından 157’si yeniden göreve çağrılmadı. Açığı kapatmak üzere Almanya’dan hoca getirilmesine hız verildi. Bunlardan Biyofizik Profesörü Direktör Dessauer ve dünyaca ünlü elektrofizikçi Profesör Arthur von Hippel’le çalışması O’na büyük tecrübe kazandırdı.
 
OSMAN CEVDET ÇUBUKÇU VE ATATÜRK
 
1936 yılında ATATÜRK’ün sağlığı bozulmaya başladı.  Atatürk Almanya’da bulunduğu 1918 yılında bir süre kaplıcada tedavi edilmiş, bu yöntemin yararlarını görmüştü. Bu yüzden Yalova kaplıcalarının yenilenmesi ve örnek bir tedavi merkezi olması için Dr. Nihat Reşat BELGER’i görevlendirdi. Bu iş için Paris’ten dönen Dr. BELGER Yalova kaplıcalarını örnek bir tesis haline getirdi. Osman Cevdet ÇUBUKÇU bu tesiste dört yıl çalıştı. Yaz aylarında kaplıca hekimliği yapıyor, Atatürk geldiğinde O’nu muayene ediyor, kaplıca kürü konusunda önerilerde bulunuyordu.
 
1938 yılında hastalığı ağırlaştığında Atatürk’e fizik tedavinin yararlı olacağı düşünüldü. Kısa dalga diaterminin karaciğer rahatsızlığına yararlı olacağı, karın ağrılarını azaltacağı umuluyordu. 1937 yılında Profesör olan ÇUBUKÇU,  hastalığı süresince Dolmabahçe   Sarayı ‘nda ve Savarona yatında bu yöntemi Atatürk’e uyguladı.
 
Atatürk’ün ölümünden sonra kurulan Tıbbi Hidroloji Kürsüsü’nün başındaki Prof. Dr. Nihat Reşat BELGER’in Sağlık Bakanı olması üzerine Prof. ÇUBUKÇU bu kürsünün başına geçti.
 
FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON
 
1943 Yılında Tıp Fakültesi’nin bazı klinikleri Çapa’ya taşınınca, eski tütün rejisinden kalma bu binalardan birinde hayali gerçekleşti ve Prof. ÇUBUKÇU 1945 yılında ilk yataklı fizik tedavi merkezini kurdu. Günde 30-40 hastaya bakan, fizik tedavi cihazlarının bakım ve onarımlarını bizzat yapan ÇUBUKÇU, bir yandan derslere giriyor, öğrenci ve asistanlarını yetiştiriyor, bir yandan da durmadan kitap ve makaleler yazıyordu.
 
Türkiye’de 1950’li yıllarda ciddi bir çocuk felci salgını yaşandı. Bu yüzden onbinlerce çocuk ortopedik özürlü oldu. Olayın büyüklüğü üzerine Osman CEVDET, çocuk hekimleri, ortopedistler ve mikrobiyologları bir araya getirerek ilk multidisipliner çocuk felci panelini düzenledi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan sakat ve yaralıların toplum hayatına yeniden kazandırılmaları için fizik tedavi, egzersiz ve ortez-protez uygulamaları gibi yeni yöntemler çok önemseniyordu. Prof. Dr. ÇUBUKÇU bu amaçla güvendiği iki uzmanını, Dr. İsmet ÇETİNYALÇIN ve Dr. Doğan AKAN’ı yurtdışına gönderdi. Çıkardığı derginin bir sayısını REHABİLİTASYON özel sayısı olarak yayımladı. Dr. ÇETİNYALÇIN ve Dr. AKAN’ın dönüşlerinden sonra kliniğin alt katında bir bölümü jimnastik salonu olarak düzenledi. Ortopedi kliniği ile fizik tedavi kliniğinin ortak çalışmasıyla ilk rehabilitasyon ünitesini oluşturdu.
                                            
ÜÇ KUŞAK ÇUBUKÇU
 
1950’li yıllara kadar Ankara’nın yetiştirdiği tek profesör olan ÇUBUKÇU, 1937 yılında  Melahat Hanımla evlendi. Melahat Hanımın ablası Sadberk Hanım Vehbi KOÇ’un eşiydi. Düğün Türk Ocağı binasında yapıldı. İlk çocukları olan Prof . Dr. Ender Çubukçu BERKER 1938 yılında doğdu. Koç ailesinden Mustafa BERKER ile evlenen Ender ÇUBUKÇU’nun ilk kızı Prof. Dr. Nadire BERKER 1965 yılında dünyaya geldi.
 
Fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında üç kuşaktır geleneği bozmadan bayrağı elinde taşıyan ÇUBUKÇU Ailesinin bu büyük ve mütevazi mensubu, 1955 yılında Ordinaryüs ünvanını alan Prof. Dr. Osman Cevdet ÇUBUKÇU 70 yaşında iken 23 Kasım 1965 Salı günü hayata veda etti.
 
Tam 50 yıla yakın, ömrünün büyük bölümünü yurdu, insanlık ve bilim uğruna çalışmakla geçiren ÇUBUKÇU,  yine çalışırken gözlerini yummuştu. O gün sabah erkenden kliniğe gelmiş, uzmanları, asistanları ve  hemşireleriyle yatan hastalara vizite yapmış, fizik tedavi cihazlarını denetlemiş, polikliniğe geçerek14 hastasını muayene etmişti. Sonra odasına geçmiş, kitaplarını açmış, bir makale yazmaya başlamıştı. Öğle saatlerinde geçirdiği bir enfarktüs O’nu dolu dolu geçen bir yaşamdan koparıp almıştı.
 
Bugün ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu ADAM GİBİ ADAMLAR’ a en güzel örneği teşkil eden Ord. Prof. Dr. Osman Cevdet ÇUBUKÇU, yetiştirdiği öğrencileri, hastaları ve çocukları tarafından İstanbul Üniversitesi’nde her yıl GELENEKSEL ÇUBUKÇU GÜNLERİ adlı kongrede  saygıyla anılıyor.
 
34, 35 ve 36’ncısına benim de katıldığım. Her yıl farklı bir konunun ele alındığı  bu etkinliğin 50’ncisi olan, Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği ile Türk Jinekoloji ve Obstetnik Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri , “Pelvik Taban Diskfonksiyonunda Farmakolojik ve Nonfarmakolojik Tedaviler “ konulu son  kongre 29 Kasım 2019’da İstanbul’da gerçekleştirildi.
 
Tam yarım yüzyıldır bu etkinliğin büyük bir vefa örneği olarak inatla ve başarıyla sürdürülmesinde son derece büyük emekleri olan Prof. Dr. Nurten ESKİYURT, Prof. Dr. Resa AYDIN, Prof. Dr. Aydan ORAL, kızı Prof. Dr. Ender Berker ÇUBUKÇU, torunu Prof. Dr. Nadire Berker YALÇIN ve eşi Prof Dr. Selim YALÇIN’ı kutluyorum.
 
Hemşehrisi olmakla gurur duyduğum Merhum Prof. Dr. ÇUBUKÇU’nun vefatının 55’nci yılında Başkentliler tarafından da bilinmesi ve tanınması amacıyla Büyükşehir Belediyemiz öncülüğünde panel ya da konferans şeklinde bir etkinlikle anılmasının yararlı olacağını düşünmekteyim.
 
Kaynakça : “TIBBİYE’NİN VE BİR TIBBİYE’LİNİN ÖYKÜSÜ – Osman Cevdet ÇUBUKÇU” (Vehbi KOÇ Vakfı Yayınları – İstanbul / 2003 / Nadire BERKER ve Selim YALÇIN)
 
 
Fikret GÖKÇE
Kıbrıs Gazisi-Mak. Müh.

Bu makale 769 kez okundu.