HES’LERİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER
Sami   ÖZÇELİK
17.01.2014

 Dünkü yazımda HES’ler ve Enerji adı altında yapılan su çalışmaları ve havza yönetimleri ile ilgili araştırmalarıma devam ederken, bu konuda uzmanlaşmış bir kişi olan Nuran Yüce’nin konuşmasına rastladım.

Konuştuklarını bilgiye, belgeye, rakamlara, kurumların kendi verilerine dayanarak yapan bir  uzman. Haliyle bunları sislerle paylaşma görevimin olduğuna inanıyorum.  Farklı düşünenlere, farklı pencereden tanım yapanları dinlerseniz, doğruyu bulma şansınız o kadar yüksektir. Önceki gün 1. Çoruh Havzası Yönetim Heyeti Toplantısı Yapıldı. Benim bu toplantıdan önce başlayan HES’lerle ilgili köşe yazılarım daha da anlam kazanmış oldu. Dün Kılıçkaya’ya gittim. Tabiri caizse suyu kendisine bile cansuyu olamayan dereye 2 adet HES projesinin bulunması traji komik ve düşündürücü bir durumdur. Hem heyet toplantısını hem de Kılıçkaya’yı pazartesi günkü yazımda değerlendireceğim. Halkın görüşlerini, devletten isteklerini aktaracağım. Uzm. Nuran Yüce’nin konuşmalarında yer alan önemli noktaları gelin birlikte okuyalım.
“ Enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığı iddia edilen,  yerellerde direnişlere neden olan fakat zorla, baskıyla yapılmak istenen HES’lerdeki son durum şu:  205 adeti işletmede, 514 adeti inşa halinde ve il Etüt, Mastır Plan, Planlama ve Kati Projesi hazır olan 1222 adet, toplamda 1941 adet HES’in yapılması planlanmakta. Şimdi bu HES’lerin mutlaka yapılma zorunluluğu var mı diye bakalım. Bir başka deyişle, bunlar yapılmazsa mum ışında mı kalacağız sorusuna yanıt bulmaya çalışalım.  TEDAŞ’ın dağıtım istatistikî verilerine göre 2009 yılında kayıp/kaçak oranı %15, bunun enerji karşılığı 31.000 GWh.  Gelişmiş ülkelerde kayıp/kaçak oranı %5-7 oranında. Yani kayıp ve kaçaklar önlenebiliyor.  Yaklaşık bir hesaba göre kayıp kaçak seviyesini %5 oranına indirilmesi yapılmak istenen yaklaşık 4800 MW’lık HES’i birden devre dışı bırakabilir. Çok kısa süreler içinde, hiçbir şekilde ciddiye alınamayacak, tamamen bürokratik işleve sahip Çevresel Etki Değerlendirme Raporlarıyla, havza planlaması yapılmadan ekolojik, ekonomik, sosyal, kültürel çok ciddi sorunlara yol açacak bu projelerin hayata geçirilmesini artan enerji ihtiyacı ile gerekçelendirmenin gerçekçi olmadığını, sadece kayıp kaçak oranlarının azaltılması hesabı bile bize göstermekte.
Enerjiyi daha verimli ve tasarruflu kullanabilirsiniz, iklim değişikliğine de çözüm olacak diğer kaynakların (rüzgâr, güneş, jeotermal) kullanımında daha tutarlı ve hedefi olan politikalar izleyebilirsiniz. Enerji tasarrufu açısından binaların yalıtılmasından tutun da, toplu taşımacılıkta raylı sisteme geçmek gibi, hem iklim değişikliğini durdurma hem de enerji ihtiyacını karşılama noktasında atılması gereken çok adım bulunmakta. Bunların yapılmasında tıpkı HES, nükleer ve termik santraller konusunda gösterilen agresif tavır sergilenebilir, bütün bu alanlar da kamusal finansman kaynaklarıyla gerçekleştirilebilir.  Bunların her biri yapılabilecek şeyler. Ama öncelikle kalkınma, büyüme, enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedeflerinin yerine şirketlerin kârları değil vatandaşların hakları, kamusal çıkar, doğal kaynakların sürdürülebilirliği gibi kavramları hedef olarak belirlemek gerekmekte. Yapılmak istenen HES’lerde de gördüğümüz gibi inşaat ve enerji şirketlerine yeni yatırım alanları açılmak istenmekte. Sadece bununla kalınmamakta, 26 Haziran 2003 tarihli Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile nehirlerin 49 yıllığına şirketlere devri yapılmakta. Bu hakla birlikte şirketler, suyun mülkiyetini de ele geçirmiş gibi haklar kazanıyorlar. Tarlasını bahçesini sulamak isteyen köylüleri suyun kullanım hakkı elde eden şirketlere para ödemek zorunda bırakacak yasal düzenleme yapılmış durumda.
 Suyun şirketlerin tasarrufuna bırakılması, sudan para kazanılmak istenmesi sadece HES’lerle yapılmıyor. Su kaynak ve hizmetlerinin tüm alanları özelleştiriliyor. Bu süreci şöyle özetleyebiliriz. IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşları Türkiye’de kamusal kaynakların ve hizmetlerin devlet yönetiminden uzaklaştırılarak özel şirketlere devredilmesi politikalarını ve modellerini yıllar içinde imzalanan yüzlerce ikraz anlaşması ile ülkenin gündemine taşıdı ve yerleştirdi. Bugün Türkiye’de suyun çıkarılması, işlenmesi, dağıtımı, atık suyun toplanması ve arıtılması gibi su hizmetlerinin tüm aşamalarında ticarileştirilme ve özelleştirilme süreci yaşanmakta. Su kaynaklarının kendisi kamu alanından çıkarılmakta ve kullanım hakkı gibi yasal mekanizmalarla ticarileştirilmekte ve özelleştirilmekte. Böylece tüm canlılar için ortak bir yaşam kaynağı olan su, birincil amacı suyu ekonomik bir metaya dönüştürüp ondan kâr elde etmek olan sermaye gruplarının ellerine teslim edilmekte. Hidrolik yapılara, sulama tesislerine, kentsel su hizmetlerine ve ambalajlı su sektörünün son durumuna bakarsak özelleştirmenin ne aşamaya geldiğini daha iyi anlayabiliriz.. (Devam edecek…)
ESEN KALIN.

Bu makale 335 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 0 )
08Haber Yazarlar
Rasim YILMAZ
Sevil Işık TOPARSLAN
SIDDIK DALKILIÇ
Mümtaz TEMİZ
Hasan AYDIN
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Sabit Osman Avcı Cad. No:6/11 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56 - 212 70 71 / Faks: (466) 212 79 33 / E-Posta: 08haber@08haber.com
Reklam vermek için: radyo08@hotmail.com