ANLAŞILAN ATATÜRK’Ü İÇİNİZDEN DE ÇIKARTTINIZ
Fikret   GÖKÇE
31.07.2020

 1281 – “ Burada “,                                                                                           

 
 1282  – “ Burada “,
 
 1283  – “ İÇİMİZDE “ diyerek haykırıyordunuz. Ben de 10 yıl önce Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel Başkan Yardımcısı iken bir kez katılmıştım her yıl Mustafa Kemal’in Kara Harp Okulu’na girişinin kutlandığı 13 Mart’larda düzenlenen törene…Sadece öğrenciler değil, salonda bulunan herkes, komutanlar ve konuklarla birlikte aynı heyecan ve duyguları paylaşmıştı.
 
Ayasofya’da dolaylı da olsa, Büyük Önder Atatürk’e lanet okunurken nasıl sessiz kaldınız, nasıl tepki gösteremediniz ? Anlaşılan son yıllarda Atamıza yapılan bunca saldırı, hainlik ve ihanet yanında sizler de Cumhuriyetimizin kurucusu, yurdumuzun ve ulusumuzun kurtarıcısı o büyük insanı içinizden çıkarttınız, kalplerinizden sildiniz. O’nun kurduğu Diyanet’in başkanı önceden hazırlanmış hutbe metninin dışına çıkarak yaptığı lanetleme ve bedduayı ekranda izlediğimde bir gazi olarak içim sızladı, büyük yara aldım,.
 
Kozmik Oda yağmalandığında, TSK’nın bağırsakları temizleniyor denildiğinde de benzer üzüntüleri yaşamıştım ama en çok hain Fetö’nün ergenekon, balyoz vb. kumpasları uyguladığı, sahte deliller ve gizli-yalancı tanıklarla askerlerimize alçakça kurduğu tuzaklar sırasında da büyük üzüntü duymuştum.
 
O dönemde tam 132 hafta Ankara Kızılay’da tutuklu asker aileleri ve halkla birlikte SESSİZ ÇIĞLIK eylemi yapılıyor, Fetö’ye lanetler yağdırılıyor, adalet ve özgürlük isteniyordu. Çoğuna katıldığım bu eylemlerde ben de iki kez konuşmuş, o sırada Kara Kuvvetleri Komutanı olan Hulusi AKAR’ı eleştirmiş, “ Hulusi AKAR, Amerikan madalyası takar “demiştim. Çünkü; AKAR, ABD”ye gitmiş, Irak Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçiren, mevkidaşı, “ Çuvalcı  General “  Raimond ODIERNO’nun karşısında esas duruşa geçmiş ve göğsüne ABD madalyası takmasına müsaade etmişti. Bu da beni üzen ve derinden yaralayan bir başka olaydı.
 
Şimdi size Atatürk’ün mümtaz şahsında simgeleşen gerçek bir Türk subayını anlatan, yaşanmış bir olayla yazımı bitirmek istiyorum.
 
İşgal yıllarında İstanbul’da bulunan İngiliz askerlerine rütbesi Osmanlı askerinden düşük olsa bile Osmanlı askerinin selam verme zorunluluğu vardı.
 
İngiliz inzibat subayı teğmen Miller kendisine selam vermediği gerekçesiyle Osmanlı subayını gerekli birime şikayet etti.
 
Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subaylarıyla doluydu. Kapı açıldı, yaver göründü, ’emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim’ dedi. Nazır Ziya Paşa, odadaki subaylara izah etti, ‘az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili’ dedi, içeri alın…
 
Yüzbaşı içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek, nazırının masasının önünde durdu, selam verdi, ‘Yüzbaşı Faruk, İzmir, beni emretmişsiniz.’ dedi.
 
Nazır önündeki yazıya bakarak, yumuşak bir ses tonuyla ‘oğlum’ dedi, ‘bu konudaki emirlere rağmen dün akşam Beyoğlu’nda inzibat subayı teğmen Miller’a selam vermemişsin doğru mu?’
 
‘Evet efendim, doğru.’
 
Nazır, babacan şekilde yol gösterdi, ‘herhalde görmediğin için selam vermedin değil mi çocuğum?’
 
‘Hayır efendim, gördüm!’
 
Nazırın canı sıkıldı. ‘Niye selam vermedin öyleyse? Selam vermeniz için size emir verilmişti!’
 
Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam, askerlik töresine göre önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?’
 
Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı, ‘askerlik töresi mi kaldı a yavrum… Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti, mesele çıkarılacak zaman değil, hemen şu teğmeni bul, özür dile, olayı kapatalım’ dedi, sonra da başıyla işaret ederek, çıkması için izin verdi.
 
 Yüzbaşı yerinden kıpırdamadı, ‘paşam bir de beni dinlemenizi rica ediyorum’ dedi.
 
Nazır bıkkınlıkla ‘söyle bakalım’ karşılığını verdi.
 
‘Balkan savaşında teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum, ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım, her rütbem de binlerce şehidin gazinin hakkı var, beni affedin, özür dileyemem .’
 
Harbiye Nazırı bozuldu. ‘Anlamadın galiba, Harbiye Nazırı olarak emrediyorum!’
 
Yüzbaşı sükunetle ‘anladım efendim’ dedi, elini omzuna götürdü, apoletlerini bir hamlede söküp, nazırın masasına bıraktı.
 
‘Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!’ dedi.
 
Selam vermeden döndü, kapıya yürüdü.
 
Geçen yıl 19 Eylül Gaziler Günü’nde Çankaya Kaymakamı’nın verdiği yemek sonrası herkese Fatiha okuyup dua eden, en büyük gazi Atatürk’ün adını anmayan Çankaya Müftüsü’nün bu tavrına isyan etmiş, “ NEREDE MUSTAFA KEMAL, NEREDE ATATÜRK, BU DÜŞMANLIK NİYE ? “ diye bağırmış duayı yeniden okutmuştum. SÖZCÜ’de ve bazı bağımsız TV’larda yer alan bu olay büyük etki yaratmıştı.   
Şimdi hiç durma, işgal ettiğin o kutsal görevden hemen istifa et Ali ERBAŞ. Çünkü, Gazi'nin kurduğu ve ilk başkanlığını Kuvay-ı Milliyeci Ankara Müftüsü Rıfat BÖREKÇİ'nin yaptığı o makama hiç yakışmıyorsun.
 
Fikret GÖKÇE     
 
Kıbrıs Gazisi - Mak. Müh.

Bu makale 2652 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Bu Habere Yapılan Yorumlar ( 0 )
08Haber Yazarlar
Rasim YILMAZ
Sami ÖZÇELİK
www.08haber.com
Anasayfa - Künye - Foto Galeri - Rehber - Üyelik - Ziyaretçi Defteri - BizeYazın - İletişim - Webtv - 08 Röportaj - Haber Slayt - Güncel - Politika - Eğitim - Röportaj - Yaşam - Sağlık - Magazin - Spor - Kültür - Sanat - Çevre - Ekonomi - Teknoloji - 08Tv Canlı Yayın
Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır. [All Rights Reserved] 08 Radyo Televizyon Yayıncılık ve Organizasyon A.Ş.'ye aittir.
Dere Mah. Halitpaşa Cad. No:45/2 - ARTVıN - Telefon: (466) 212 68 56
E-Posta: radyo08@hotmail.com